mübarekotu) : Gülgiller familyasından; Doğu, Güney ve Karadeniz bölgeleri ile İstanbul çevresinde yetişen bir bitki türüdür. EGZEMA (DERMATİT)
Egzema, diğer adıyla dermatit, sıklıkla cildin bir çok maddeyle temas etmesi sonucu duyarlı hale gelmesiyle ya da çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan iltihaplı ve alerjik (genelde) bir deri hastalığıdır. Egzemada, şişkin, pütürlü, kırmızı renkte, kaşıntılıve kabuklanmış döküntüler görülür. Vücudun bir çok bölgesinde ya da sınırlı bir yerde görülebilir. Bazı egzema vakalarında sulu yaralar görülebilir. Kaşınma fazla olduğunda mikrop kapabilir. Bu durum tedavi edilmez ise ciltte soyulma, kalınlaşma olup, cildin rengi koyu bir hal alabilir.
Çok karşılaşılan bir hastalık olan egzema, sıklıkla 1 yaşında ortaya çıkar. Bu durum ergenliğe kadar sürer ya da 2-2.5 yaşından sonra kaybolmaya başlar. Bir kısım hastada ise iyileşme uzar ve yıllarca sürer. Yılda yaklaşık 10-15 milyon arası kişi egzema şüphesiyle doktora başvurmaktadır. Çocukların ortalama %2'sinde görülür. Yeni doğan bebeklerde, annede alerjik bir hastalık varsa egzema görülme riski artar.
Kişinin psikolojisini etkileyebilen bir hastalık olan egzema, ölüme yol açmaz ve insandan insana bulaşması söz konusu değildir. Sadece kişinin günlük yaşamında kendini sürekli rahatsız hissetmesine yol açar. İlaçla yapılan tedaviyle hastalık kontrol altına alınabilmektedir.
EGZEMANIN NEDENLERİ
Bir çok faktöre bağlı olarak ortaya çıkabilen egzemanın, bir çok tipi ve belirtileri vardır. Nedenelerinden en çok karşılaşılanı, alerjidir. Bu şekilde görülen egzemaya atopik dermatit denir. Bebeklik, çocukluk ve erişkin dönemi atopik dermatiti olmak üzere üçe ayrılır. Astım ve saman nezlesi olan hastalarda sık görülür. Duygusal, psikolojik problemler de bu hastalığın ortay çıkma riskini arttırır. Genelde çocukluk döneminde başlar ve ileride devam eder. Allerjen maddelere maruz kalmadıkça erişkinlerde pek sorun yaratmaz. Eğer bu maddelerle doğrudan temas edilirse temas dermatiti meydana gelir. Atopik dermatitten daha fazla süren bir rahatsızlıktır. Zehirli sarmaşık, parfüm, bazı antibiyotik içeren kremler, kozmetik ürünleri, sabun gibi bir çok temizlik maddeleri bu temas dermatitine neden olurlar.
Ayrıca sürekli kaşınan kişilerde, kaşımayla egzema meydana gelebilir. Sıklıkla ellerde ve ayaklarda görülür. Bu şekilde ortaya çıkan egzema tipine nörodermatit denir. Bunların dışında genetik nedenlere bağlı olarak, yağlı ciltlerde ve saçlarda egzema görülebilir. Bazı egzema vakalarında cildin altında sıvı birikmesi söz konusudur. Kötü sağlık koşulları, stres, makyaj malzemeleri de dermatite yol açan nedenler arasında yer alır.
EGZEMANIN BELİRTİLERİ
Yukarıda nedenlerini saydığımız dermatit tiplerinin her birinin kendine özgü belirtileri vardır. Bunların başında gelen atopik dermatitte, yani allerjik maddelerin yol açtığı egzemada, ellerde, ayaklarda ve yüzde yaygın olmak üzere kaşıntı, deri dökülmesi, kızarıklık vardır. Dirseklerde sık görülür. Doktora başvuran hastaların bir çoğunda bu tip egzema vardır. Göz altında koyu bölgenin oluşması, el ve ayak taban çizgilerinin belirginleşmesi atopik dermatite eşlik edebilir. Çeşitli alerjen ya da tahriş edici maddelere doğrudan temas sonucu görülen temas dermatitinde ise, alerjenin etkinliğine göre çeşitli derecelerde kızarıklık ve kaşıntı meydana gelir.
Yağlı cilt ve saçlarda görülen egzemada, kepek tarzında kaşıntı vardır. Çocuklarda kabuklu döküntü şeklindedir. Genelde 1 yaşından küçük çocuklarda görülür. Sürekli kaşınan kişilerde ise cilt üstünde sert ve rengi koyulaşmış alanlar vardır. Bu durum, kronik kaşıntının yol açmasıyla oluşur. Bu koyulaşmanın görüldüğü başka dermatit tipi de vardır. Staz dermatit denilen bu tipte, deri kalınlaşmış ve varisli damarlar görülmektedir. Yara meydana gelebilir. Makyaj ya da kremlerin yol açtığı ve genelde kadınlarda görülen dermatitte ise sivilce tarzında bulgular vardır. Yüzde, burun, yanak ve ağız çevresinde oluşur.
EGZEMA TANISI
Egzemadan şüphelenen ya da bu belirtileri taşıyan kişilerin öncelikle bir dermatolog tarafından muayene olması gerekmektedir. Sizin doktora verdiğiniz bilgiler ve yapılan fiziki muayenede derinin incelenmesi tanı için yeterli olabilir. Derinin egzemalı olmayan bir bölgesine sert bir için ile bastırıldığında beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Atopik tanısı konması gereken durumlarda uygulanır. Temas dermatittinden şüphelenilen durumlarda alerji deri testi yapılır. Cildin hangi maddelerden etkilendiğini anlamak için yapılır. Cilde bazı maddelerden oluşmuş karışımdan bir miktar sürülür. Ayrıca yapılan laboratuvar testleriyle allerjinin olup olmadığı araştırılır. Bunun için kanda IgE denen antikor miktarına bakılır.
EGZEMA TEDAVİSİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER
Egzema tedavisinde günümüzde kullanılan bir çok ilaç vardır. Tam olarak tedavi edilmese de hastalık kontrol altına alınır. Kaşıntı, cilt üzerinde oluşan yaralar ve derinin kuruyup çatlamasını önlemek için çeşitli ilaçlar kullanılır. Kortikosteroid türü ilaçlarla, cilt nemlendirildikten sonra cildin üstüne sürerek oluşan döküntü tarzı yaraları azaltmak amaçlanır. Uzun süre kullanılması deriyi tahriş eder. Hastaların en çok rahatsız olduğu durum olan kaşıntıyı önlemek için ise antihistaminikler kullanılır. Ayrıca egzema hastalarının derileri oldukça kurudur. Bu yüzden deriyi nemli tutmak gerekir. Çünkü kuru cilt bulguların artmasına neden olur. Kremli sabunlar kullanılmalıdır. Normal sabun kullanımından kaçınmak gerekir.
İlaç tedavisinin yanında hastaların alması gerekn bazı önlemler vardır. Böylece egzemanın yol açtığı rahatsızlık hissi azaltılır. Öncelikle egzemalı hastaların yapmaması gereken bir şey vardır. O da yarayı kaşımamaktır. Bebeklerin egzemalı yerlerini kaşımaması için parmaksız, pamuklu eldivenler önerilir. Erişkinlerin ise tahriş edecek maddelerden kaçınması gerekir. İşi gereği bu maddelerle temas halinde olan kişilerin, eldiven ve maske kullanmaları şarttır.
Egzemalı kişilerin, sık banyo yapması cilt kuruluğunu arttırır. Haftada 3 defadan fazla banyo yapmamaya özen gösterilmelidir. Cildi tahriş etmemek için ılık su kullanılmalıdır. Sabun seçimine dikakt edilmelidir. Çocuklarda temizliğe özen gösterilmeli fakat çok sık yıkamaktan kaçınılmalıdır. Kıyafet seçerken kaşıntıya neden olacak yünlü kumaşlar kullanmamak gerekir. Ayrıca özellikle uçuk virüsü kapmamak için uçuk hastalığı olanlardan kaçınmak gerekir. Hastalığı şiddetlendiren bir durumdur.
Arkadaşlar karınca yumurtası yağını kullanıyorum, beni ikna eden sebep ise eskiden bebekler doğduğunda bikini bölgesine ve koltuk altlarına karınca yumurtası yağı sürerlermiş sonuçtada o bebeğin tüyleri çıkmazmış. Önceden kendimi geç kalmış gibi hissediyordum yaşım büyümüş ve buralarda karınca yumurtası yağı bulmak mümkün olmuyordu fakat sonra talayı duyduğumda hemen denemeye karar verdim ve şuan kullanıyorum.
İlk kullanımımdan sonra tüylerin yarısı gitti ve iki ayda çıktı şuan 4. seansı yaptım ve bekliyorum tüylerimdeki azalma beni hem şaşırttı hemde mutlu etti anlarsınız ya. Diğer yöntemler hem masraflı hemde zahmetli ama bu farklı çok basit tüyleri al ve sür bitti. Sonuçta diğer yöntemlerinde 1 sene sürdüğünü biliyorum ve bi okadar para bu onlardanda etkili ve kesin çözüm olcak gibi kızlar tüylerim çok seyreldi kullanmanızı tavsiye ederim. Ve TALA marka ve arapça yazılı olsun.
Sigara İçme
Sigara içmek damarlara zarar verir. Sigara içmeniz halinde, bu sertleşmenizi ve sertliğinizi korumanızı zorlaştıracak kan akışı sorunlarına neden olabilir. Sigara içiminin sertleşme sorunu riskini yaklaşık iki kat artırdığı düşünülmektedir.
Aşırı Alkol Alımı
Aşırı derecede alkol almak sertleşme sorununa neden olabilir.
Uyuşturucu ya da Doping İlaçları Kullanımı
Esrar ya da kokain gibi uyuşturucuların sertleşme fonksiyonu üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır. Bu durum anabolik steroidler için de geçerlidir.
Beslenme Alışkanlıkları ve Kolesterol
Yüksek derecede yağlı gıdalar içeren bir beslenme, damarların tıkanmasına ve sertleşme sorunlarının en temel nedenlerinden biri olan kan akımı azalmasına neden olur. Yüksek kolesterol seviyeleri de sertleşme fonksiyonunda azalma olması riskini arttırmaktadır.
Ancak, tüm kolesterol tipleri kötü değildir. İyi kolesterolü yükselterek (yüksek yoğunlukta lipo-protein yada HDL) ve kötü kolesterolü azaltarak (düşük yoğunluklu lipo- protein, yada LDL) sertleşme fonksiyonunuzda bir azalma meydana gelmesi riskini düşürebilirsiniz.
HDL'yi yükseltmek ve LDL'yi azaltmak için bazı püf noktaları:
Cinsel aktivite ile ilgili sorunlar kalp-damar hastalığı olan kişilerin önemli bir kısmını etkilemektedir. Özellikle geçirilen kalp hastalıklarından ve tedavi amaçlı girişimlerden sonra cinsel aktiviteye yeniden başlamadaki tereddütler ve sertleşme sorununa bağlı problemler sık görülüyor.
Çok az hastada kardiak sorunlar cinsel hayatı etkiliyor
Kalp hastalıklarının büyük bir çoğunluğu normal cinsel aktivitelerine geri dönememektedirler. Bu sorunu yaratan faktörler arasında kalp hastalığının ruhsal etkisine bağlı cinsel isteğin azalması, isteğin normal olmasına rağmen korku nedeniyle cinsel ilişkiden kaçınma,depresyon, cinsel aktivitedeki yaşa bağlı değişiklikler, ilaçlara bağlı sertleşme sorunları sayılabilir. Bu faktörlerin tek başına veya değişik şekillerde bir arada bulunması, cinsel bozukluğun ortaya çıkmasına yol açabilir.
Hastaların yalnızca çok az bir kısmında seksüel aktiviteyi kısıtlayan özel bir kardiyak neden vardır. Bu nedenle, hastaların bilgilendirilmesinde ve yaşam kalitesinin arttırılmasında kalp hastalıkları uzmanlarına önemli görevler düşmektedir.
Erkeklerde yaşla birlikte daha az spontan sertleşme olması, sertleşmenin daha az olması, ereksiyona ulaşmak için daha fazla uyarilma gerekmesi, boşalmanın daha zayıf olması gibi değişiklikler ortaya çıkabilir. Bu değişikliklerin başlaması kalp-damar hastalığının ortaya çıkması ile aynı zamana rastlarsa hasta tarafından yanlış algılanabilir. Hekimin bu konuda hastayı bilgilendirmesi, yaşa bağlı bozuklukların gereksiz yere daha derinleşmesini önleyecektir.
Kalp-damar hastalıkları veya tedavi amaçlı girişimlerin hastada yarattığı endişe veya değersizlik, işe yaramazlık şeklindeki psikolojik yanıt da cinsel fonksiyon bozukluğunun oluşmasında önemli rol oynuyor. Bu nedenle hekim, hastayı hem fizyolojik hem de psikolojik yönden ele alır ve tedavi planını buna göre oluşturur.
Eğer cinsel fonksiyon sorunları yaşayan bir kalp-damar hastası iseniz tedaviye başlamadan önce endişelerinizi doktorunuzla mutlaka paylaşın. Cinsel sorunlarınızı tedavi etmek için doktorunuz size eşinizle beraber katılacağınız ve egzersiz, diyet, sigarayı bırakma, kilo verme ve cinsel yaşam ile ilgili danışmanlık konularını içeren geniş kapsamlı bir kardiyak ve cinsel rehabilitasyon programını önerecektir. Bu rehabilitasyon programı size özel düzenlenecektir. Cinsel rehabilitasyonun kalp hastalığı olan her iki cinsiyet için de geçerli olduğunu hatırlatalım.
Eğer cinsel problemler yaşayan bir kalp-damar hastası iseniz aşağıdaki önerilerden yararlanabilirsiniz:
2 kat merdiven çıkabiliyorsanız korkmayın
Genelde hastalarda cinsel eylemin kalbi yorucu bir aktivite olduğu ve kalp krizini tekrar tetikleyebileceği endişesi bulunduğundan sağlıklı bir cinsel yaşam için öncelikle bu endişelerinizden kurtulmanız gerekiyor. Cinsel aktivitenin 2 kat merdiven çıkmakla eşdeğer bir iş olduğu ve bunu yapabilen bir kişide cinsel eylemin bir risk taşımayacağını bilmelisiniz. Eğer kendinizi yine de endişeli hissediyorsanız veya cinsellik yaşamaktan korkuyorsanız o zaman doktorunuzun tavsiyesi ile evreli bir egzersiz tolerans testi yapmanız kendinize olan güveninizi arttıracaktır.
İlaçlarınızı gözden geçirin
Tedavi amaçlı kullanılan ilaçların birçoğu özellikle de beta-bloker grubu ilaçlar sertleşme sorununa neden olabilirler. Bu nedenle yeni bir ilaç kullanırken oluşan yan etkileri doktorunuzla paylaşmayı ve gerekiyorsa ilaç değişikliği talep etmeyi unutmamalısınız.
Kalbinizi Yormayacak Bir Cinsel Yaşamı Hedefleyin
Sizin de cinsel ilişkiye gireceğiniz yer, zaman, kişi ve pozisyon ile ilgili tereddütleriniz bulunabilir. Bu konudaki veriler sınırlı olmakla beraber; olağan dışı bir yerde veya değişik bir partner ile yaşanan cinselliğin normalden daha fazla strese yol açabileceği belirtiliyor.
Bu stresin kalp-damar sağlığını tehdit edebilecek bir olayın tetiklenebileceği, bu nedenle bu tür ilişkilerden kaçınılması gerektiği de hatırlatılıyor. Burada önemli olan nelerin kalbiniz üzerindeki stresi arttıracağını bilmeniz ve bu davranışlardan kaçınmanızdır. Bu konuda size en doğru bilgiyi doktorunuz verecektir.
Ancak yapabileceğiniz başka şeyler de var. Öncelikle cinsel ilişki sırasında alt-üst gibi izometrik iş yükünü arttıran pozisyonlar yerine eşlerin yan yana olacağı daha rahat pozisyonları tercih edin. Cinsel ilişki öncesi mutlaka iyice dinlenmiş olun. Ön sevişme dönenimi uzun tutmanız heyecanızı azaltacak ve adaptasyonunuzu kolaylaştıracaktır. Ayrıca cinsel ilişki öncesi 1-3 saat öncesinden itibaren aşırı yemek, egzersiz ve alkol alımından kaçınmanız da sizi olumlu etkileyecektir.
Eşinizle Konuşun
Eğer kalp hastalığınız varsa cinsel aktivitenin ölüme yol açabileceği korkusunun yanı sıra, eşiniz ile aranıza soğukluk girebileceği endişesine de kapılabilirsiniz. Bazen de siz istekli olmanıza rağmen, eşiniz cinsel ilişkininin size zarar vereceğinden çekinebilir.
Bu durumlarda çift olarak eşinizle psikolojik danışmanlık almalısınız. Ayrıca cinsel yaşamınızı eski düzenine döndürmekte acele etmemeli ve kendinizi bu konuda endişeye sokmamalısınız. Eşiniz ile aranızdaki fiziksel yakınlık kadar duygusal bağlılığı da tekrar yerine oturtmanız gerektiğini de hatırlamalısınız.
Aşırı yorgunluk veya çarpıntınız olursa doktorunuza başvurun
Eğer cinsel ilişki sırasında aşırı yorgunluk veya ilişki sonrası 10 dakikadan daha fazla süren çarpıntı hissediyorsanız hemen doktorunuza başvurmalısınız.
Böyle bir durumda doktorunuz cinsel aktivitenin sizin için güvenli olup olmadığını tekrar değerlendirecek ve ilaç tedavinizi tekrar gözden geçirecektir.
İyi huylu prostat büyümesi, 50 yaş üzerindeki erkeklerin en sık karşılaştığı sağlık problemlerinden biridir.
60 yaşındaki erkeklerin yarısında, 80 yaşındaki erkeklerin %80’inde ise iyi huylu prostat büyümesine bağlı şikayetler gözlenmektedir. İyi huylu prostat büyümesi, sık idrara çıkma, idrar yapmada güçlük, kesik kesik idrar yapma, gece sık tuvalate kalkma gibi belirtelere bağlı olarak hayat kalitesini olumsuz etkileyen şikayetlere neden olmaktadır. Bu hastalığın tedavisinde her geçen gün yeni ve etkili yöntemler ortaya çıkmaktadır. Bunlardan sonuncusu prostat içine Botoks uygulamasıdır.
Geçtiğimiz yıllarda artan Botoks kullanımı, tıbbın her alanını etkilediği gibi, ürolojiyi de etkilemiştir ve etkilemektedir. Botoks, aşırı aktif mesane ve nörojen mesane gibi hastalıkların tedavisinde her geçen gün artan sıklıkta kullanılmakta ve bu hastalıklar daha yüksek başarı ile tedavi edilmektedirler. Bu başarılı uygulamalar, ilginin ve dolayısıyla bu konudaki çalışmaların sayısında ve kalitesinde artışa neden olmaktadır. Son olarak, prostata bağlı işeme zorluğu bulunan, bir başka deyişle iyi huylu prostat büyümesi bulunan hastalarda da Botoks kullanımını gündeme gelmiştir.
İyi huylu prostat büyümesi, ilaç, lazer veya cerrahi girişimlerle tedavi edilmektedir. Bu yöntemler sıklıkla kullanılmasına rağmen, yeni tedavi alternatiflerine yönelik araştırmalar devam etmektedir. Bu arayışların nedeni, bu tedavi yöntemlerine bağlı risklerin ve yan etkilerin görülmesi ve bunların hastanın yaşam kalitesini olumsuz etkilemesidir. Bu amaçla prostat içine Botoks uygulanmaktadır.
Botoks, doku içerisine uygulandığında, o dokudaki kas sinir kavşağındaki maddelerin salınımın engelleyerek kas tonusunda azalmaya neden olmaktadır. Kas tonusundaki azalma dokuda biyokimyasal olayların başlamasına ve hücrelerde kontrollü hücre ölümüne (apoptozis) neden olmaktadır. Bu etkiler prostatın gerginliğinde ve prostat hacminde azalmaya neden olmakta ve idrar yoluna uygulanan baskı azaltılmaktadır.
Hem hayvanlar hem de insanlar üzerinde yapılan çalışmalarda Botoks’un prostat içinde tıkanıklığa yol açan kas dokusunu gevşetmesi yanında prostat boyutlarında %30-50’ye varan oranlarda küçülmeye neden olduğu gösterilmiştir. Botoks’un prostat içerisine enjeksiyonunun etkinliği üzerine yapılan çalışmalarda, hastaların bu tedaviden memnuniyetinin yüksek olduğu belirtilmektedir.
İyi huylu prostat büyümesi olan ve standart ilaç tedavisine rağmen şikayetleri geçmeyen 37 hasta üzerinde yapılan çalışmada, hastaların %75’inde şikayetlerinde belirgin azalma görülürken, hastalarda sertleşme problemi ve idrar kaçırma gibi yan etkilerin hiçbiri gözlenmemiştir.
İtalya’da 30 hasta üzerinde yapılan karşılaştırmalı ve plasebo kontrollü çalışmada hastaların yarısına Botoks enjeksiyonu yapılırken diğer yarısına serum fizyolojik enjekte edilmiş ve bir yılın sonunda etkinlikleri değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, Botoks uygulanan hastaların şikayetleri ve prostat hacmi % 60 oranında azalırken, botoks uygulanmayan hastaların şikayetlerinde ve prostat hacminde hiçbir değişiklik saptanmamıştır.
Botoks, prostatın tıkanmaya yol açan kısmının içerisine ince bir iğne vasıtası ile enjekte edilmektedir. Bu sayede tıkanıklığa yol açan prostat dokusu gevşemekte, küçülmekte ve yol açtığı sıkıntılar kaybolmaktadır.
Botoks uygulaması, iyi huylu prostat büyümesi yakınmaları olan, ilaç tedavisi kullanan, genç yaşta prostat yakınmaları olan veya cerrahi işlem istemeyen tüm hastalarda güvenli biçimde uygulanmaktadır.
Bu yöntemin avantajı;
Diğer tedavi yöntemlerinde karşımıza çıkabilecek olan sertleşme problemi ve idrar kaçırma gibi problemlerle karşılaşılmaması,
Acı duymadan ve çok kısa süre içerisinde (5-10 dakika) enjeksiyonun uygulanmasıdır.
© mucizevi iksirlerdesigned by DT