Yaban mersini meyve olarak büyük marketlerde bulunabilir. Kuru olarak ise genellikle aktarlarda satılır. Öğütülmüş toz olarak yine aktarlarda satıldığı gibi. Tabletler şeklinde extratları da bulunmaktadır. Bu şekildeki ürünleri eczanelerden, aktarlardan veya internet üzerinden online satış mağazalarından alabilirsiniz.
Kefir de yoğurt gibi fermente bir süt ürünüdür. Kefir bekletildikçe tadı ekşir ve içindeki çok az olan alkol oranı artar.Eğer kefiriniz tatlıysa ve siz ekşi olmasını istiyorsanız kefirin mayalanma süresini 48 saate kadar uzatın. Kefir ekşidikçe faydası artar. Ayrıca alkol miktarı da artar. Kefiri tatlı seviyorsanız mayalanma süresinin 24 saati geçmemesine dikkat edin ve kefirinizi buzdolabında muhafaza edin. Kefirin daha katı olmasını arzu ederseniz ayırdığınız kefir ayranını birkaç saat buzdolabında bekletin.
Kefir ne kadar tüketilmeli?Yiyebildiğiniz yoğurt miktarı kadar. Başlangıçta bir çay bardağı kefir için daha sonra miktarı azar azar arttırın. Kefir günlük olarak genellikle 250-1000 mL kadar içilmektedir. Müzmin rahatsızlığı olan kişilerin en az bir litre kadar tüketmeleri tavsiye edilmekte.
Yoğurt ile Kefir arasındaki farklar nelerdir?
Her ikisi de süt fermante edilerek elde edilir. Görünüşte birbirlerine çok benzemektedirler Yoğurt prebiyotik bir besindir probiyotiklerin üremesini artırır. Kefir de probiyotiktir ancak kendisi yararlı mikro organizmadır.
Sonuçta evde üretilen yoğurt sağlığınız için çok iyidir kefir ise daha iyidir. Kefir vücutta tümör oluşumlarını engeller veya var olan tümörün ilerlemesini önlemektedir. Kefirdeki mikro organizmalar bol miktarda vitamin (K vit, B1 vitamini, pantotenik asit, niasin, folik asit B12, ve biyotin) sentezi yapmaktadırlar.
Kefirdeki mikro organizmaların ürettikleri biyotin öteki B kompleks vitaminlerinin emilimini de çoğaltır. Kefirde bulunan özel bir madde sebebiyle kronik hepatit ve mültipl skleroz hastalıklarda tedavi edici özelliğe sahip doğal ve ucuz bir seçenektir.
Kefir aynı zamanda hafif bir sakinleştirici ve depresyon azaltıcıdır. Tatlı bir gevşeme ve uyku hali verir. Kefirin depresyon azaltan etkisi magnezyum, triptofan ve kalsiyum içeriğinin yüksek olmasına bağlanmaktadır. Buna benzer özellikler yoğurtta da bulunmaktadır.
SIRT AĞRILARI
Tanımı: Çeşitli durumların belirtisidir. Bel kemiği kemikleriyle, kalça kemikleriyle veya bu oluşumlarla ilgili kaslarla olduğu gibi, uzaktaki bir organla da ilgili olabilir.
Nedenleri: Sırtta bulunan ağrı nedenleri, disk kayması, kas incinmeleri, seyrek kullanılan kaslara aşırı yük bindirilmesi gibi nedenler sayılabilir. Zatülcenp ve adi soğuk algınlığında da sırt ağrısı sık görülür. Kötü duruş alışkanlıkları ve kas spazmlarına neden olabilecek sinirsel gerginliklerde sırt ağrısı nedeni olabilir.
Önerilen Tedavi Biçimi: Cam bir su şişesinin içine ve yansına kadar saf zeytinyağı konulup, ardından küçük parçalara, ayrılmış portakal kabuklan eklendikten sonra 2 hafta süresince güneş alabilecek bir yere bırakılıp, gerektiğinde söz konusu ağnlı bölgeye hafif masajlarla sürülerek kullanılır.
* Bir litre suyun içine yeteri miktarda (su üstüne çıkmayacak şekilde) mısır püskülü katılıp kaynatıldıktan sonra elde edilen mayi masaj yapmak suretiyle kullanılır.
* 200 gram kadar kuş üzümü ve bir çorba kaşığı sedef otu bir litre su ile birlikte kaynatılır, elde edilen mayinin için temiz bir bezi batırıp çıkarttıktan sonra sıkılmadan söz konusu ağnlı bölgeye sanlır.
* Bir miktar taze ve güneş altında toplanmış papatya çiçeği mce kıyıldıktan sonra bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, iyice süzüldükten sonra söz konusu ağrılı bölgeye masaj yapılarak yedirilir.
* Bir miktar karanfil bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, iyice süzüldükten sonra söz konusu ağrılı bölgeye masaj yapılarak yedirilir.
* Bir yemek kaşığı hardal tohumu havanda dövülüp toz haline getirildikten sonra, ince kıyılmış kuru incir ile birlikte karıştırılıp söz konusu ağrılı bölgeye sürülerek üzeri sıcak bir bezle s an lir.
* Bir miktar taze ve güneş altında toplanmış kekik ince kıyıldıktan sonra bir şişenin boğazına kadar doldurulur ve üzerine ağzına kadar saf zeytinyağı eklenerek, ağzı sıkıca kapatıldıktan sonra şişe iki hafta boyunca güneş görebileceği veya sıcak bir yerde bekletilir. Gerektiğinde şişe çalkalanarak, iyice süzüldükten sonra söz konusu ağrılı bölgeye masaj yapılarak yedirilir.
* İri bir lahana’ nın geniş yapraklan kaynatılıp, ağnlı bölgeye sıcak bir halde konulur ve soğumasına yakın sıcak olan yenisi ile değiştirilir.
* Bir adet sulu limon sıkılıp aynı oranda gliserin ve saf alkol ile kanştınldiktan sonra söz konusu ağnlı bölgeye sürülür.
* Bir litre süt’ ün içine ince kıyılmış mine çiçeği’ nin kurutulmuş dallarından, bir yemek kaşığı kadarı, birlikte bir taşım kaynatılarak, bir tatlı kaşığı havanda dövülerek toz haline getirilmiş keten tohumu eklendikten sonra iyice karıştırılıp, meydana gelen mayi bir beze sürülerek söz konusu ağrılı bölgeye bağlanır.
* Bir kahve fincanı bademyağı ile bir tatlı kaşığı dövülmüş sarısabır kanştırılıp, kısık ateşte hafifçe ısıtıldıktan sonra söz konusu ağnlı bölgeye masaj yapılarak yedirilir.
* İyice kıyılmış bir çorba kaşığı yaban yasemini, üç çorba kaşığı havanda dövülerek toz haline getirilmiş keten tohumu ve bu kanşımı lapa haline getirecek kadar eritilmiş kuyruk yağı katılıp iyice kanşımldıktan sonra elde edilen lapamsı merhem, söz konusu ağnlı bölgeye sürülür.
* Aynı miktarda ve ince kıyılmış karanfil, zencefil, kimyon ve çadır çiçeği’nin içine yeteri miktarda (macun kıvamına gelecek kadar) süzme bal katılarak iyice kanştınldıktan sonra sabah, akşam birer tatlı kaşığı yutulursa faydalı olur.
Akdeniz mutfağının lezzetlerinden kereviz, içerdiği maddeler sayesinde sinirliliği önlüyor.
B vitamini, demir ve kireç yönünden zengin olan kereviz şeker, yüksek tansiyon ve romatizma hastalıklarına da iyi geliyor. Uzmanlar düş kırıklığı çekenlerin kereviz ve havuç yemesini tavsiye ediyor. Salatası, çorbası, zeytinyağlı yemeği yapılarak tüketilebildiği gibi, yemeklere kendine özgü bir lezzet de katan kereviz, içerdiği değerlerle alternatif tıpta birçok hastalığın tedavisinde de kullanılıyor. Yaprak ve kök kerevizi olarak iki çeşidi bulunan ve anavatanı Güney Avrupa olan kereviz, deniz havası alan rutubetli yerlerde yetiştiyor ve soğuk havada kolayca don tutuyor.
Uzmanlar, lezzeti ve besin değerinde kayıp meydana gelmemesi için kereviz alırken don yememiş olmasına özen gösterilmesi gerektiğini belirtiyor. Kerevizin içeriğindeki ’sedanonik anhidrit’, ’sedanolin’, ‘limonen’, ‘palmitik asid’ ve ‘gayakol’ gibi maddeler sayesinde zihinsel yorgunluğun giderilmesine iyi geldiğini kaydeden uzmanlar ayrıca B vitamini, demir ve kireç içeren kerevizin, unutkanlığı ve sinir yorgunluğunu giderdiğini ifade ediyorlar. Uzmanlar idrar söktürücü özelliğe de sahip bulunan kerevizin, böbrek taşı ve kumlarının düşürülmesine yardımcı olduğunu, şeker, yüksek tansiyon ve romatizma hastalıklarına da iyi geldiğini kaydediyorlar.
Genel Olarak
Peygamber(S.A.V) tarafından övülmüş olan çörekotu bitkisi dünyanın değişik yerlerinde değişik isimlerle bilinir ve destekleyici tedavide de bolca kullanılır. Açık mâvi renkli çiçekler açan ve 20-40 cm boyunda bir senelik, otsu bir bitkidir çörek otu. Yol kenarları ve özellikle ekin tarlaları içinde bulunur. Gövde dik ve kısa tüylüdür. Yaprakların alttakileri saplı, üsttekileri sapsızdır. Çiçekler uzun saplı ve tek tektir. Taç yaprakları iki parçalı ve bal özü bezleri taşıyan 8 tâne küçük parça hâlindedir. Meyveleri çok tohumlu olup, tohumlar siyah renkli ve oval şekillidir. Güney Avrupa, Balkan memleketleri, Kuzey Afrika, Türkiye ve Hindistan’da yetiştirilmektedir.
Tarihi Olarak
Çörek Otu asırlar boyunca, bitkisi ve yağı ile birlikte, Afrika’da, Asya’da ve Ortadoğu’da, günümüzde ise Amerika ve Avrupa’da milyonlarca insan tarafından “sağlıklarını desteklemek için” kullanılmaktadır. Aromatik bir baharat türü ve siyah rengi hariç susam tohumuna benzer olan çörekotu, geleneksel olarak çeşitli durumlar ve tedaviler için mükemmel bir ilaç olarak da kullanılmıştır.,
İslam alimleri de peygamberlerinin övmüş olduğu bu bitkiye bigane kalamamış ve hakkında bolca eser yayınlamışlardır. El-biruni ve ibn-i Sina bunlardan bazılarıdır.
Günümüzde ise özellikle Amerika ve Avrupa’nın elit bilim merkezlerinde çörek otu hakkında araştırmalar yapılmakta ve her geçen gün yıldızı parlayan bu şifalı bitki hakkında kesin kanıtlar elde edilmektedir.
Çörek Otunun Etken Maddeleri
Takriben %21 protein, %38 karbonhidratlar ve %35 bitkisel yağlardan oluşmaktadır. İçeriğindeki aktif maddeler, nigellon, thymoquinon ve uçmayan yağlardır. Diğer maddeler ise, linoelik asit(Omega-6, Omega-3), oleic asit, palmitik asit, kalsiyum, sodium, potasyum, demir, çinko, bakır, magnezyum, selenium, fosfor, vitamin A, vitamin B, vitamin B2, niasin ve vitamin C dir.
Yukarıdaki maddelerden özellikle nigellon ve thymoquinon etken maddeleri çörek otunun destekleyici özelliğiyle doğrudan alakalıdır.
2- Çörek otu Bağışıklık sistemini güçlendirir.
3- Vücudu tahrip eden mikroplara karşı vücut direncini artırır.
4- Kanserden AİDS e kadar bir çok hastalıkta kullanılabilir.
5- İltihaplı vakalarda iltihap engelleyici olarak kullanılabilir.
6- Nefes darlığı ve solunum yolları hastalıklarında iyi bir yardımcı etken olduğunu defalarca kanıtlamıştır.
7- Çörek Otu özünün(yağından bahsediliyor) meme, prostat, cilt kanseri gibi bazı kanser türlerinde kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı görülmüştür
8- Bayanlarda sıkça görülen rahim ve vajinal iltihaplara iyi geldiği bilinmektedir. (Bunu, iltihabı ve akıntıyı meydana getiren mantar hücrelerini yutan vücut savunma hücrelerini destekleyerek başarmaktadır.)
9- Çörek Otu Karaciğeri Tahripten Korur şifalı bitkiler
10- Ayrıca bu mucizevi bitki canlılarda biriken zararlı toksik zehirleri de baskılar ve onların vücuttaki zararlı etkilerini en aza indirir. Özellikle hava kirliliği yaşanan illerimizde ki insanlarımızın bu mucizevi bitkiden her gün almaları gerçekten faydalarınadır.
11- Kolon kanserini engeller.
12- Şeker hastalığına Karşı sonderece fatdalıdır.
13- Yüzyılımızın hastalıklarından birisi de alerjidir. Özellikle gelişmiş ülkelerin insanları “nedeni anlaşılamayan bir şekilde” hemen hemen her maddeye karşı alerji geliştirebilmektedir. Çörek otunun alerjik reaksiyonlarda vücudu baskılayıcı rol oynadığı Berlin Charite Ünv. Tarfından kanıtlanmıştır.
14- Egzama gibi rahatsızlıklarda çörek otu iyi bir iyileştiricidir.
15- Romatizmal hastalıklar.
16- Mide rahatsızlıkları ve reflü.
17- Böbrek hastalıkları.
18- Alkolün zararlı etkilerinin en aza indirilmesi.
19- Kalp damar hastalıkları.
20- Anti oksidan oluşu.
21- Kolesterolün düşürülmesi.
22- Hiper Tansiyon(yüksek tansiyon) vakalarında.
23- Uyarıcı etkilerinden dolayı; hemoroit, hepatit, nezle, ishal, öksürük ve tenya gibi etkiler.
Çörek otu Tohumu mu? Çörek otu yağı mı?
Bu iki tezin de bilimsel verilerle kanıtlandığı söylenemez. Kimin haklı olduğunu ancak uzun yıllar deneme yanılma yöntemi bize gösterecek.
Ticari şekilleri ve Temininde Dikkat Edilecek Hususlar
Değerli ziyaretçilerimiz gerek sitemizdeki sponsor bağlantılardan gerekse internetten arayarak çörek otu tohumu ve çörekotu yağının ticari takdimlerine ulaşabilirsiniz. Ancak, dikkat etmeniz gereken en önemli şey Çörek otu yağının nasıl elde edildiğidir.
Çörek otu yağı 2 türlü elde edilmektedir. 1. si soğuk pres yoluyla. 2. si sıcak pres yoluyla. Sıcak pres yolunda daha fazla çörek otu yağı elde edilir ve bu soğuk presten daha hızlı ve daha az masraflıdır. Fakat sıcak pres sırasında çörek otu yağı ısıya dayanamaz ve özelliklerini yitirir. Bundan dolayı biz sıcak pres yöntemiyle elde edilmiş çörek otu yağını tavsiye etmiyoruz. Bir ürünü alırken özellikle sorun ve soruşturun tercihiniz soğuk pres yoluyla elde edilmiş çörek otu yağı olmalıdır.
| Sağlıklı Bir Hamilelik İçin Yapmanız Gerekenler |
|
1. Hamilelik sürecini erkenden planlayın ve organize edin!
2. Sağlıklı beslenin!
3. Gıdaların seçiminde dikkatli olun!
4. ilave folik asit preparatları alın ve balık yiyin!
5. Düzenli olarak spor yapın!
6. Kalça alt kaslarını gelistirme jimnastiği ile baslayın!
7. Alkol tüketimini azaltın!
8. Kafein tüketiminizi azaltın!
9. Sigarayı bırakın!
10. İstirahat edin! |
Halk arasında kemik erimesi olarak bilinen osteoropoz hastalığına yakalanan 247 kadında 10 yıl süreyle kullanılan bir ilacın yan etki olmaksızın olumlu etkileri saptandı.
İlacın etkilerini araştıran ABD'de bir grup bilim adamı, 10 yıla kadar uzanan bir süre içinde günlük 10 miligramlık doz uyguladıkları kadınlarda ilacın bel kemiğinde kemik yoğunluğunu yüzde 13.7, uyluk yumrusunda yüzde 10.3 ve uyluk kemiğinde de yüzde 5.4 oranında artırdığını saptadı.
Detroit'teki Doktor Henry Bone yönetimindeki Bone and Mineral Clinic araştırmacıları, ilacın kesilmesinin kemik yoğunluğunda aşamalı bir kayıp yarattığını belirtirken, elde edilen verilerin, ilacın uzun vadede kullanımında etki kaybının saptanmadığını ortaya koyduğunu kaydetti.
Birçok doktorun ilacın osteoropoza karşı optimal kullanım süresi hakkında araştırmalarını sürdürdükleri ve iyi bir klinik karar almak için başka verilerin gerekli olduğunun altını çizdikleri belirtildi.
Bu doktorlar, kadınlarda menopoz döneminde kemik erimesinin ağır olduğunu hatırlatarak, ABD'de 50 yaşındaki bir kadının yaşamı boyunca kırık riskinin yüzde 40 olduğunu, 80 yaşındaki her 3 kadından biri ve her 9 erkekten birinin kalça kemiğinin kırılacağı ve bu hastaların yüzde 15 ila 20'sinin de ortaya çıkan komplikasyonlardan ölme riskine dikkat çekiyor.
OSTEOPOROZ ERKEKLERDE DE ÖNEMLİ BİR SAĞLIK PROBLEMİ
Adnan Menderes Üniversitesi Fizik Tedavi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ömer Faruk Şendur,'Osteoporoz nedeniyle oluşan kalça kırıklıklarının yüzde 25-30'u ve omurga kırıklarının yüzde 14'ü erkeklerde de oluşmaktadır' dedi.
Yaşlılarda kemik miktarında azalma ve kırılganlığında artma ile seyreden ve 'osteoporoz' olarak bilinen kemik erimesi hastalığının sadece kadınlarda değil, erkeklerde de önemli bir sağlık problemi olmaya devam ettiğini belirten Şendur, şunları söyledi:
'Yaşın ilerlemesi ile birlikte kadın ve erkeklerde kemik kayıpları belirli bir dönemden sonra hızlanmaktadır. Yapılan çalışmalarda erkeklerin yaşam boyunca 1/3'nün kırık riski taşıdığı bildirilmektedir. Yine osteoporoz nedeniyle oluşan kalça kırıklarının yüzde 25-30'u ve omurga kırıklarının yüzde 14'ü erkeklerde de oluşmaktadır. Kadınlarda daha sık görüldüğü şeklindeki hastalığın eğilimi aslında, erkekler de hekime başvuranların yüksek oranından rahatlıkla anlaşılabilir.'
Hastalığın tedavi ve korunmasının kadınlarda görülen 'osteoporoz' tedavisinden farklı olmadığını belirten Şendur, hastalıkla beslenme programlarında süt ve sütlü ürünlere ağırlık verilmesi gerektiğini, ayrıca yaşlanma ile birlikte yeterli kalsiyum ve D vitamini desteği sağlanarak başa çıkılabileceğini bildirdi.
Şendur, 'Hastalığın önlenmesinde hem kalp-akciğer sağlığı, hem de kemik kaybının azaltılmasında düzenli egzersizlerin unutulmaması gerekir. Bunun için başkaca bir sağlık problemi olmayan kişilere en azhaftada 3 gün ve 30-45 dakikadan az olmamak kaydıyla tempolu yürüyüşler önerilmektedir' şeklinde konuştu.
Sedef, kadınlarda erkeklerden biraz daha sık görülür. Çoğunlukla 15-35 yaş arasında ortaya çıkar. Bununla birlikte bebekler ve yaşlılar dahil herhangi bir yaşda görülebilir.
Sedef tanısı nasıl konur?
Sedef için özel bir kan testi veya tahlili yoktur. Teşhis genellikle doktor tarafından derinin muayenesi ile konur. Nadiren, deri biyopsisi gerekir. Tırnaklarda küçük çukurcukların varlığı sedefin göstergesidir.
Tüm sedefler birbirine benzer mi?
Hayır. Sedefin değişik şekilleri vardır. Çocuklardaki hastalık ile erişkinlerde ve yaşlılardaki hastalık, farklı özellikler gösterebilir. Çocuklarda yeni başlamış olduğu için küçük çaplı ve kırmızı renkli, üzeri kepekli belirtiler görülür. Erişkinlerde her tür belirti görülmekle birlikte, genellikle çocuklardakilere benzeyen daha büyük çapta belirtiler vardır. Yaşlılarda ise, hastalık uzun süreden beri devam ettiği için daha büyük çapta, çocuklardakine oranla daha soluk renkte ve üzerinde kepekten çok deri kalınlaşması halinde belirtiler görülür. Ancak hastalığın alevlendiği dönemlerde, yaşlılarda bile kırmızı ve kepekli belirtiler ortaya çıkar.
Sedef hafif dereceden ortaya ve sakatlığa yol açaçak derecede ciddi seyredebilir.
Sedef bulaşıcı mıdır?
Hayır. Sedef bulaşıcı değildir. Yakalanabileceğiniz veya geçirebileceğiniz bir hastalık değildir. Sedef lezyonları göze hoş görünmeyebilir, fakat mikrobik bir hastalık veya açık bir yara olarak düşünülmemelidir. Sedefli bir kişi, diğer insanların sağlığını tehdit etmez.
Sedef vücudun nerelerini tutar?
Sedef, en sık saçlı deri, diz, dirsek ve gövdeyi tutar. Fakat tırnaklar, el ayaları, ayak tabanları, genital bölge ve yüz (nadirdir) dahil her yerde görülebilir. Lezyonlar genellikle simetriktir, yani vücudun sağ ve sol taraflarında aynı yerde ortaya çıkarlar.
Sedef saç döker mi?
Sedef hastalığı saç dökülmesine yol açmaz. Ancak saçı çevreleyen çok kalın kabukları sökmeye çalışırken saçlarınız dökülebilir. Ayrıca bazı ilaçlar da geçiçi saç dökülmesi yapabilir.
Sedefin diyeti var mı?
Özel bir diyeti yok. Balık yağları iyi gelebilir. Aşırı kilo kıvrım bölgelerinde şikayetleri arttırır ve tedaviyi güçleştirir.
Deriyi kaşımak sedef döküntüsüne yol açar mı?
Evet. Özellikle alevlenme dönemlerinde deriyi kaşımak, ovmak, kabukları koparmak yeni döküntülere yol açabilir.
Alkolün sedefe zararı var mı?
Aşırı alkol sedefi alevlendirebilir. Orta derecede alkol alımının sedefe bir zararı yoktur. Ancak ağızdan ilaç alan hastalarda ilaçlarla etkileşime girebilir.
Güneş sedefe iyi gelir mi?
Doğal güneş ışığının sedef üzerine olumlu etkisi vardır. Ancak yanacak kadar güneşlenmek sedefi alevlendirebilir.
Kış aylarında özel bakım gerektirir mi?
Evet. Kış aylarında nem oranının azalması derinin kurumasına ve kaşınmasına yol açar. Kaşımak da sedefi alevlendirebilir. Bu nedenle nemlendirici krem ve merhemlerin daha fazla kullanılması gerekir.
Sedef hastası hamile kalabilir mi?
Evet. Sedefin ne anneye ne de bebeğe bir zararı yoktur. Gebelik esnasında sedef iyileşme gösterebilir veya kötüleşebilir.
Sedefe yakalanacak olan insanlar biliniyor mu?
Kalıtımın hastalığın gelişiminde önemli bir rolü olmasına rağmen, sedefe kimin yakalanacağını tahmin etmek mümkün değildir. Vakaların üçte birinde ailede sedef hastalığı vardır. Ancak, tespit edilmiş bir kalıtım şekli yoktur. Deriye fiziksel travma, infeksiyonlar(farenjit), psikolojik stres ve bazı ilaçlar gibi çevresel faktörler ailesinde sedef hastalığı olmayan kişilerde bile sedefin başlamasını sağlayabilirler.
Sedefli anne babanın çocuğu sedefe yakalanır mı?
Sedef hastalığına yatkınlık ebeveynlerden çocuğa geçebilir. Ancak bu çocuğun sedef olacağı anlamına gelmez.
Stres, sıkıntı sedefe yol açar mı?
Sedefe yatkınlığı olan kişilerde psikolojik stres ve sıkıntılar sedefi başlatabilir veya var olan sedefin artışına yol açabilir.
Sedefin kesin tedavisi var mı?
Yok. Fakat, sedef lezyonlarının kaybolmasını sağlayan hem yüzeysel hem sistemik çok farklı tedaviler vardır. Sedefli bazı kişilerde aylar hatta yıllar süren kendiliğinden iyileşmeler görülür. Ancak kişide sedefe yatkınlık devam eder. Bu yüzden döküntüler, yıllar sonra bile ortaya çıkabilir.Kendi geliştirdiğimiz yapma ilaçlarla görünen kısmını tamamen düzeltmek mümkün.Kesin sebebi belli olmadıgı iöçin kökten tedavi etmekte mümkün değil ama hasta düzenli kremlerini sürer yazın güneş banyosunu alırsa deride görünür lezyon olmadan bir yaşam sürmek mümkündür.
Sedef eklemleri tutar mı?
Sedefli hastaların %10-30'unda eklem hastalığı(artrit) gelişebilir. Sedef artriti genellikle el ayak parmaklarını etkiler ve hafif seyirlidir.
Sedefli hastalar normal görevlerini yapabilir mi?
Sedefli hastaların büyük bölümü normal görevlerini yapabilir. Sedefin istenmeyen görünüşü nedeniyle bazen kendilerine saygıları az olabilir. Sedef genellikle toplum tarafından yanlış bilinir, bu da sosyal ilişkilerde sedeflileri utangaç yapar. Gerginlik, kızgınlık, utangaçlık ve depresyon gibi ruhsal problemler görülebilir. Sedef eğer hastalık görünür yerlerde ise hastanın çalışma hayatını etkileyebilir.
Sedefin ekonomik etkisi nedir?
Sedef sürekli bir hastalıktır. Çoğu vakada sürekli tedavi gerektirir. Ilaçların maliyeti ve doktor visitleri uzun sürelidir. Ciddi vakalarda yatarak tedavi gerekebilir.
Sedefte tedavi umudu var mı?
Evet. Bu konuda günümüzde eskisinden çok daha fazla araştırma yapılıyor. Sedefin anlaşılmasında çok fazla ilerlemeler kaydedilmiştir.
mübarekotu) : Gülgiller familyasından; Doğu, Güney ve Karadeniz bölgeleri ile İstanbul çevresinde yetişen bir bitki türüdür. EGZEMA (DERMATİT)
Egzema, diğer adıyla dermatit, sıklıkla cildin bir çok maddeyle temas etmesi sonucu duyarlı hale gelmesiyle ya da çeşitli genetik ve çevresel faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan iltihaplı ve alerjik (genelde) bir deri hastalığıdır. Egzemada, şişkin, pütürlü, kırmızı renkte, kaşıntılıve kabuklanmış döküntüler görülür. Vücudun bir çok bölgesinde ya da sınırlı bir yerde görülebilir. Bazı egzema vakalarında sulu yaralar görülebilir. Kaşınma fazla olduğunda mikrop kapabilir. Bu durum tedavi edilmez ise ciltte soyulma, kalınlaşma olup, cildin rengi koyu bir hal alabilir.
Çok karşılaşılan bir hastalık olan egzema, sıklıkla 1 yaşında ortaya çıkar. Bu durum ergenliğe kadar sürer ya da 2-2.5 yaşından sonra kaybolmaya başlar. Bir kısım hastada ise iyileşme uzar ve yıllarca sürer. Yılda yaklaşık 10-15 milyon arası kişi egzema şüphesiyle doktora başvurmaktadır. Çocukların ortalama %2'sinde görülür. Yeni doğan bebeklerde, annede alerjik bir hastalık varsa egzema görülme riski artar.
Kişinin psikolojisini etkileyebilen bir hastalık olan egzema, ölüme yol açmaz ve insandan insana bulaşması söz konusu değildir. Sadece kişinin günlük yaşamında kendini sürekli rahatsız hissetmesine yol açar. İlaçla yapılan tedaviyle hastalık kontrol altına alınabilmektedir.
EGZEMANIN NEDENLERİ
Bir çok faktöre bağlı olarak ortaya çıkabilen egzemanın, bir çok tipi ve belirtileri vardır. Nedenelerinden en çok karşılaşılanı, alerjidir. Bu şekilde görülen egzemaya atopik dermatit denir. Bebeklik, çocukluk ve erişkin dönemi atopik dermatiti olmak üzere üçe ayrılır. Astım ve saman nezlesi olan hastalarda sık görülür. Duygusal, psikolojik problemler de bu hastalığın ortay çıkma riskini arttırır. Genelde çocukluk döneminde başlar ve ileride devam eder. Allerjen maddelere maruz kalmadıkça erişkinlerde pek sorun yaratmaz. Eğer bu maddelerle doğrudan temas edilirse temas dermatiti meydana gelir. Atopik dermatitten daha fazla süren bir rahatsızlıktır. Zehirli sarmaşık, parfüm, bazı antibiyotik içeren kremler, kozmetik ürünleri, sabun gibi bir çok temizlik maddeleri bu temas dermatitine neden olurlar.
Ayrıca sürekli kaşınan kişilerde, kaşımayla egzema meydana gelebilir. Sıklıkla ellerde ve ayaklarda görülür. Bu şekilde ortaya çıkan egzema tipine nörodermatit denir. Bunların dışında genetik nedenlere bağlı olarak, yağlı ciltlerde ve saçlarda egzema görülebilir. Bazı egzema vakalarında cildin altında sıvı birikmesi söz konusudur. Kötü sağlık koşulları, stres, makyaj malzemeleri de dermatite yol açan nedenler arasında yer alır.
EGZEMANIN BELİRTİLERİ
Yukarıda nedenlerini saydığımız dermatit tiplerinin her birinin kendine özgü belirtileri vardır. Bunların başında gelen atopik dermatitte, yani allerjik maddelerin yol açtığı egzemada, ellerde, ayaklarda ve yüzde yaygın olmak üzere kaşıntı, deri dökülmesi, kızarıklık vardır. Dirseklerde sık görülür. Doktora başvuran hastaların bir çoğunda bu tip egzema vardır. Göz altında koyu bölgenin oluşması, el ve ayak taban çizgilerinin belirginleşmesi atopik dermatite eşlik edebilir. Çeşitli alerjen ya da tahriş edici maddelere doğrudan temas sonucu görülen temas dermatitinde ise, alerjenin etkinliğine göre çeşitli derecelerde kızarıklık ve kaşıntı meydana gelir.
Yağlı cilt ve saçlarda görülen egzemada, kepek tarzında kaşıntı vardır. Çocuklarda kabuklu döküntü şeklindedir. Genelde 1 yaşından küçük çocuklarda görülür. Sürekli kaşınan kişilerde ise cilt üstünde sert ve rengi koyulaşmış alanlar vardır. Bu durum, kronik kaşıntının yol açmasıyla oluşur. Bu koyulaşmanın görüldüğü başka dermatit tipi de vardır. Staz dermatit denilen bu tipte, deri kalınlaşmış ve varisli damarlar görülmektedir. Yara meydana gelebilir. Makyaj ya da kremlerin yol açtığı ve genelde kadınlarda görülen dermatitte ise sivilce tarzında bulgular vardır. Yüzde, burun, yanak ve ağız çevresinde oluşur.
EGZEMA TANISI
Egzemadan şüphelenen ya da bu belirtileri taşıyan kişilerin öncelikle bir dermatolog tarafından muayene olması gerekmektedir. Sizin doktora verdiğiniz bilgiler ve yapılan fiziki muayenede derinin incelenmesi tanı için yeterli olabilir. Derinin egzemalı olmayan bir bölgesine sert bir için ile bastırıldığında beyaz renkli bir kabarıklık oluşur. Atopik tanısı konması gereken durumlarda uygulanır. Temas dermatittinden şüphelenilen durumlarda alerji deri testi yapılır. Cildin hangi maddelerden etkilendiğini anlamak için yapılır. Cilde bazı maddelerden oluşmuş karışımdan bir miktar sürülür. Ayrıca yapılan laboratuvar testleriyle allerjinin olup olmadığı araştırılır. Bunun için kanda IgE denen antikor miktarına bakılır.
EGZEMA TEDAVİSİ VE ALINABİLECEK ÖNLEMLER
Egzema tedavisinde günümüzde kullanılan bir çok ilaç vardır. Tam olarak tedavi edilmese de hastalık kontrol altına alınır. Kaşıntı, cilt üzerinde oluşan yaralar ve derinin kuruyup çatlamasını önlemek için çeşitli ilaçlar kullanılır. Kortikosteroid türü ilaçlarla, cilt nemlendirildikten sonra cildin üstüne sürerek oluşan döküntü tarzı yaraları azaltmak amaçlanır. Uzun süre kullanılması deriyi tahriş eder. Hastaların en çok rahatsız olduğu durum olan kaşıntıyı önlemek için ise antihistaminikler kullanılır. Ayrıca egzema hastalarının derileri oldukça kurudur. Bu yüzden deriyi nemli tutmak gerekir. Çünkü kuru cilt bulguların artmasına neden olur. Kremli sabunlar kullanılmalıdır. Normal sabun kullanımından kaçınmak gerekir.
İlaç tedavisinin yanında hastaların alması gerekn bazı önlemler vardır. Böylece egzemanın yol açtığı rahatsızlık hissi azaltılır. Öncelikle egzemalı hastaların yapmaması gereken bir şey vardır. O da yarayı kaşımamaktır. Bebeklerin egzemalı yerlerini kaşımaması için parmaksız, pamuklu eldivenler önerilir. Erişkinlerin ise tahriş edecek maddelerden kaçınması gerekir. İşi gereği bu maddelerle temas halinde olan kişilerin, eldiven ve maske kullanmaları şarttır.
Egzemalı kişilerin, sık banyo yapması cilt kuruluğunu arttırır. Haftada 3 defadan fazla banyo yapmamaya özen gösterilmelidir. Cildi tahriş etmemek için ılık su kullanılmalıdır. Sabun seçimine dikakt edilmelidir. Çocuklarda temizliğe özen gösterilmeli fakat çok sık yıkamaktan kaçınılmalıdır. Kıyafet seçerken kaşıntıya neden olacak yünlü kumaşlar kullanmamak gerekir. Ayrıca özellikle uçuk virüsü kapmamak için uçuk hastalığı olanlardan kaçınmak gerekir. Hastalığı şiddetlendiren bir durumdur.
© mucizevi iksirlerdesigned by DT